Boşanma Davalarında Tazminat ve Nafaka Çeşitleri
Soru : 7
Cevap : 7
Yanıtlanma : %100
Soru Sor

Boşanma sürecinde maddi ve manevi tazminat, evliliğin sona ermesinde kusuru daha ağır olan eşin, diğer eşe ödemekle yükümlü olduğu bedeli ifade eder. Boşanma davaları genel olarak anlaşmalı ve çekişmeli boşanma davaları şeklinde ikiye ayrılır. Anlaşmalı boşanmada taraflar, tazminat ödenip ödenmeyeceğini, ödenecekse miktarını ve hangi tarafın ödeme yapacağını kendi aralarında kararlaştırabilirler. Buna karşılık çekişmeli boşanma davalarında maddi veya manevi tazminata hükmedilebilmesi için öncelikle tarafların kusur durumlarının mahkemece belirlenmesi gerekir.

Boşanma davalarında tazminat talepleri, maddi ve manevi tazminat olarak ileri sürülebilir. Bu talepler, nafaka ve velayet gibi boşanmanın fer’i (yan) sonuçları arasında yer alır. Dolayısıyla boşanma davası açılırken, aynı dava dilekçesi içerisinde maddi ve manevi tazminat talebinde de bulunulabilir.

Genel kural olarak, bağımsız bir tazminat davası açıldığında talep edilen miktar üzerinden nispi harç ödenmesi gerekir. Ancak boşanma davası ile birlikte talep edilen maddi ve manevi tazminat için ayrıca nispi harç yatırılması söz konusu değildir.

Evlilik birliğinin boşanma ile sona ermesi nedeniyle kusursuz veya daha az kusurlu olan eş, mevcut ya da ileride elde etmesi muhtemel menfaatlerinin zedelenmesi sebebiyle kusurlu eşten uygun miktarda maddi tazminat talep edebilir. Bunun yanında, boşanmaya yol açan olaylar yüzünden kişilik hakları ihlal edilen eş de kusurlu taraftan manevi tazminat isteyebilir.

Maddi ve manevi tazminata ilişkin kanuni düzenlemeler, bilinçli olarak genel ve soyut ifadelerle kaleme alınmıştır. Bu durum ilk bakışta belirsizlik gibi görünse de aslında hakime somut olayın özelliklerini dikkate alarak hakkaniyete uygun bir karar verme imkanı tanımayı amaçlamaktadır. Bu nedenle uygulamada verilen emsal kararların incelenmesi, tazminat şartlarının ve miktarının belirlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

 

  1. BOŞANMADA MADDİ TAZMİNAT DAVASI

Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinin birinci fıkrası, boşanma halinde maddi tazminatın yasal dayanağını ve sınırlarını belirlemektedir.

Kanunun 174/1. maddesine göre:

“Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir.”

Bu düzenleme uyarınca, boşanma davasında maddi tazminata hükmedilebilmesi için birtakım şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Öncelikle talepte bulunan eşin kusursuz ya da diğer eşe kıyasla daha az kusurlu olması gerekir. Ayrıca boşanma sebebiyle kişinin mevcut ya da ileride elde etmesi muhtemel menfaatlerinin zarar görmüş olması şarttır.

Maddi tazminat miktarı belirlenirken, tarafların kişisel beklentileri veya soyut talepleri değil; boşanma nedeniyle gerçekten zedelenen mevcut ya da beklenen menfaatlerin kapsamı esas alınır. Bu yönüyle maddi tazminat; bir cezalandırma aracı değil, uğranılan ekonomik kaybın dengelenmesine yönelik bir hukuki imkandır.

Öte yandan anlaşmalı boşanma davalarında maddi tazminat, tarafların serbest iradeleri doğrultusunda kararlaştırılır ve mahkemece uygun bulunması halinde hüküm altına alınır. Bu durum, maddi tazminatın şartlarının hâkim tarafından kusur tespiti çerçevesinde değerlendirildiği çekişmeli boşanma davalarından önemli ölçüde ayrılmaktadır.

Boşanmada Maddi Tazminat Şartları

Çekişmeli boşanma davalarında maddi tazminata hükmedilebilmesi için Türk Medeni Kanunu’nun 174/1. maddesinde öngörülen şartların tamamının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Buna göre:

  • Evlilik birliği boşanma ile sona ermiş olmalıdır.

Maddi tazminat, boşanmanın fer’i bir sonucudur. Evliliğin ölümle sona ermesi halinde, sağ kalan eşin diğer eşin mirasçılarına karşı boşanmaya dayalı maddi veya manevi tazminat talep etmesi mümkün değildir.

  • Tazminat talep eden eş kusursuz ya da daha az kusurlu olmalıdır.

Daha ağır kusurlu olan tarafın maddi tazminat isteme hakkı bulunmamaktadır.

  • Mevcut veya beklenen menfaatler boşanma nedeniyle zedelenmiş olmalıdır.

Burada kastedilen; evlilik devam etseydi elde edilmesi muhtemel ekonomik yararların, boşanma sebebiyle kaybedilmesidir.

  • Zarar, boşanmaya sebep olan olaylardan kaynaklanmalıdır.

Örneğin eşler arasında gerçekleşmiş olsa dahi bir trafik kazası ya da hekim hatası nedeniyle doğan zararlar, boşanmaya dayalı maddi tazminatın konusu yapılamaz. Bu tür talepler genel hükümlere göre ayrıca ileri sürülmelidir.

Öte yandan, mevcut veya beklenen menfaatlerinin boşanma sebebiyle zedelendiğini iddia eden taraf, bu durumu ispatla yükümlüdür. Maddi tazminatın bir zenginleşme aracı olmadığı; yalnızca boşanma nedeniyle uğranılan ekonomik kaybı dengelemeye yönelik olduğu unutulmamalıdır.

Anlaşmalı boşanma davalarında ise maddi tazminata hükmedilebilmesi için tarafların bu konuda açık bir mutabakata varmış olmaları gerekir. Maddi tazminat ödenip ödenmeyeceği ve ödenecekse miktarı, tarafların ortak iradesiyle belirlenmelidir. Aksi halde taraflar arasında temel konularda uzlaşma sağlanamamış olacağından, anlaşmalı boşanmanın şartlarının oluştuğundan söz edilemez.

 

  1. BOŞANMADA MANEVİ TAZMİNAT DAVASI

Boşanma sebebiyle manevi tazminatın amacı, evliliğin sona ermesine yol açan olaylar nedeniyle kişilik hakları ihlal edilen eşin yaşadığı elem, üzüntü ve ruhsal yıkımın kısmen de olsa giderilmesidir. Manevi tazminat, malvarlığında meydana gelen bir eksilmeyi değil; kişinin manevi dünyasında oluşan zararı telafi etmeye yöneliktir.

Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinin ikinci fıkrası, boşanmada manevi tazminatın yasal dayanağını oluşturmaktadır.

Kanunun 174/2. maddesine göre:

“Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.”

Manevi tazminatın belirlenmesinde hâkim; tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, kusur oranlarını, olayın ağırlığını ve meydana gelen manevi zararın boyutunu dikkate alır. Bu noktada talep edilecek miktarın dikkatli belirlenmesi büyük önem taşır. Zira boşanma davasında manevi tazminat talebi kural olarak sonradan ıslah yoluyla artırılamaz. Bu nedenle dava dilekçesinde talep miktarının özenle belirlenmesi gerekir.

Boşanmada Manevi Tazminat Şartları

Boşanma nedeniyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için Türk Medeni Kanunumuzun 174. maddesinin 2. fıkrasında yer alan şartların gerçekleşmesi gerekmektedir, buna göre:

  • Evlilik birliği, boşanma ile sona ermiş olmalı,

  • Manevi tazminat talebinde bulunan eşin kişilik hakları, diğer eşin davranışları nedeniyle saldırıya uğramış olmalı,

  • Aleyhine tazminat talep edilen eş, boşanmaya sebep olan olaylarda kusurlu olmalıdır,

  • Manevi tazminatın talep konusu, boşanmadan ve boşanmaya sebebiyet veren olaylardan kaynaklanmalıdır.

Bu noktada unutulmaması gereken önemli bir husus da şudur: Boşanmaya sebebiyet veren her davranış, eşin kişilik haklarına saldırı anlamına gelmemektedir. Örneğin bir eşin, aile konutunu terk etmesi ve geri dönmemesi, başlı başına kişilik haklarına saldırı teşkil etmemektedir. Kişilik haklarına saldırının varlığından söz edilebilmesi için: Eşe karşı tehdit, hakaret veya iftira vb. fiillerle aşağılayıcı, korkutucu, küçük düşürücü bir davranışta bulunularak kişilik haklarının saldırı altında bırakılmış olması gerekmektedir.

Nafaka; kelime anlamı itibari ile geçimlik, geçinmek için gerekli olan iaşe şeklinde tanımlanabilir. Medeni Kanunda dört çeşit nafaka düzenlenmiştir:

Tedbir Nafakası : Boşanma davası açılmadan önce veya açıldıktan sonra herhangi bir eşin veya ergin olmayan çocukların (18 yaşından küçük çocuklar) geçinmesini sağlamak üzere hükmedilen nafaka türüdür.

İştirak Nafakası : Boşanma davası neticesinde çocuğun velayeti kendisinde olmayan eş aleyhine çocuğun giderlerine katılmasını sağlamak üzere hükmedilen nafakadır.

Yoksulluk Nafakası : Evliliğin boşanma kararı ile bitmesi nedeniyle yoksulluğa düşecek eş lehine, diğer eş aleyhine hükmedilen nafakadır.

Yardım Nafakası : Yardım nafakasının boşanma davası veya evlilik ile bir ilişkisi yoktur. Bir kimsenin, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan altsoy ve üstsoyu ile kardeşlerine ödediği nafaka çeşididir.

Nafaka davasına bakmaya 4787 sayılı kanun ile kurulan Aile Mahkemeleri görevlidir.

Mahkeme ilamları ile ilam hükmündeki diğer kararlar son işlem tarihinden itibaren 10 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Yani bu ilam dayanak alınarak işlem yapılamaz. (İİK m.39/1 BK m. 146)

Nafakaya ilişkin ilamlar bu kuralın istisnasıdır. Yani, nafaka alacağına dair bir mahkeme kararı üzerinden 10 yıl geçse dahi, o mahkeme kararı geçerlidir. Ancak biriken nafaka alacakları üzerinden 10 yıl geçmekle ilam zamanaşımına uğramasa bile biriken nafaka alacakları zamanaşımına uğrar. Mesela 10.10.2006 tarihinde hükmedilen iştirak ya da yoksulluk nafakasını 10.10.2017 tarihinde tahsili için icraya koyduğumuzda 10.10.2007 tarihinden önceki nafakalar zamanaşımına uğramış olur. Ancak ilamın üzerinden 10 yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen ilam geçerliliğini korur.

TEDBİR NAFAKASI

Medeni Kanun 169 ve 197 maddelerinde düzenlenen tedbir nafakası boşanma davası açılmadan önce veya açıldıktan sonra olmak üzere iki şekilde talep edilebilir.

Tedbir Nafakasının ödenmemesi durumunda cebri icra ile tahsili yoluna gidilebilir.

A. Boşanma Davası Açılmadan Önce Tedbir Nafakası

Boşanma ya da ayrılık davası açılmaksızın, eşlerden birinin ayrı yaşamakta haklı olduğunu ortaya koyması şartıyla diğer eşten isteyebileceği nafaka türü tedbir nafakasıdır. Ayrı yaşama hakkı; talepte bulunan eşin haklı bir nedene dayanarak ortak konutu terk etmesi (örneğin diğer eşin uyuşturucu bağımlılığı, şiddet uygulaması, sadakatsiz davranışları ya da eşin bilgisi dışında konutun bir bölümünü kiraya vermesi gibi) durumunda söz konusu olabilir. Bunun yanında, diğer eşin haklı bir gerekçe olmaksızın ortak yaşamı sürdürme iradesini göstermemesi ve aile konutunu terk etmesi de ayrı yaşamak isteyen eş bakımından haklı sebep oluşturur.

Ayrı yaşamanın haklı nedene dayandığı her türlü delille ispat edilebilir. Türk Medeni Kanunu md. 197/2 hükmü uyarınca;"Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır." denmektedir.

Talepte bulunan eşin yanında ergin olmayan çocuklar bulunuyorsa, onlar için de ayrıca tedbir nafakası istenebilir. Öte yandan, Türk Medeni Kanunu md. 200 uyarınca " Koşullar değiştiğinde hakim, eşlerden birinin istemi üzerine kararında gerekli değişikliği yapar veya sebebi sona ermişse alınan önlemi kaldırır." demek sureti ile şartların değişmesi halinde hakim, eşlerden birinin başvurusu üzerine verdiği kararı değiştirebilir ya da tedbirin uygulanma sebebi ortadan kalkmışsa nafakayı kaldırabilir.

Boşanma davasından önce açılan tedbir nafakası davasında hakim yeni bir karar verene kadar tedbir nafakası devam eder.

B. Boşanma Davası Açıldıktan Sonra Tedbir Nafakası

Boşanma davasının açılmasıyla birlikte eşler artık ayrı yaşama hakkını elde eder. Bu aşamadan sonra, eşin veya ergin olmayan çocukların geçimini güvence altına almak amacıyla tedbir nafakasına karar verilebilir. Davaya bakan hâkim, Türk Medeni Kanunu md. 169 "Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri resen alır." hükmü uyarınca; boşanma ya da ayrılık davası açıldığında, yargılama süresi boyunca gerekli geçici önlemleri kendiliğinden almakla yükümlüdür. Bu önlemler; eşlerin barınması, geçimi, malların yönetimi ile çocukların bakım ve korunmasına ilişkin düzenlemeleri kapsar.

Boşanma davası kapsamında hükmedilen tedbir nafakası hem eş hem de ergin olmayan çocuklar lehine kararlaştırılabilir. Bu nafaka, geçici nitelikte bir koruma tedbiri olduğundan tarafların kusur durumuna bakılmaz. Hakim, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını değerlendirerek hangi taraf yararına ve ne miktarda nafaka ödeneceğine karar verir. Kanun gereği hakim, tarafların ayrıca talepte bulunmasını beklemeksizin tedbir nafakasına hükmedebilir. Ancak açık bir talep mevcutsa, taleple bağlılık ilkesi gereğince istenenden fazlasına karar veremez. Yargılama devam ederken tarafların mali koşullarında değişiklik meydana gelirse, hakim re’sen ya da başvuru üzerine nafaka miktarını artırabilir veya azaltabilir. Boşanma davası ile birlikte istenen tedbir nafakası, davanın eki (fer’i) niteliğinde olduğundan ayrıca harca tabi değildir. Bu nafaka, boşanma hükmü kesinleşinceye kadar devam eder. Kararın kesinleşmesiyle birlikte ise tedbir nafakası ya sona erer ya da şartları varsa yoksulluk nafakası veya çocuklar yönünden iştirak nafakası olarak devam eder.

Boşanma davasında hükmedilen tedbir nafakası, boşanma davasında verilen karar kesinleşene kadar devam eder.

İŞTİRAK NAFAKASI

İştirak nafakası, velayet kendisine bırakılmayan eşin, ergin olmayan çocuğun bakım ve giderlerine mali gücü oranında katılmasını sağlamak amacıyla hükmedilen nafaka türüdür. Hâkim, talep olmasa dahi bu nafakaya karar verebilir. Bu nafakada eşlerin kusur durumu dikkate alınmaz; temel amaç çocuğun bakım, barınma, sağlık ve eğitim gibi ihtiyaçlarının karşılanmasıdır.

TMK 182/2'e göre; "Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır." şeklinde hüküm altına alınmıştır. 

Boşanma veya ayrılık davası sırasında “tedbir nafakası” olarak hükmedilen ve çocuk lehine ödenen nafaka, kararın kesinleşmesiyle birlikte iştirak nafakası olarak devam eder.

İştirak nafakası talebi; fiilen çocuğa bakan eş, çocuğa atanmış kayyım veya vasi ya da ayırt etme gücüne sahip çocuk tarafından ileri sürülebilir (TMK m.329).

Kural olarak iştirak nafakası; çocuğun 18 yaşını doldurması, evlenmesi ya da mahkeme kararıyla ergin kılınması (TMK md.12) hallerinde sona erer (TMK m.328/1). Ancak çocuk ergin olmasına rağmen eğitimine devam ediyorsa, ana ve babanın eğitim süresi boyunca çocuğa bakma yükümlülüğü devam eder. Bu durumda, uygun koşullar varsa nafaka eğitim hayatı sona erinceye kadar sürdürülebilir (TMK m.328/2 ve m.182/2).

İştirak Nafakası, nafaka borçlusunun ölmesi, çocuğun ergin olduktan sonra eğitim hayatına devam etmemesi durumunda, evlenmesi durumlarında kesilir.

YOKSULLUK NAFAKASI

Yoksulluk nafakası, boşanma nedeniyle ekonomik olarak zor duruma düşecek olan eşin, diğer eşten mali destek talep edebilmesini sağlayan nafaka türüdür. Ancak bu talepte bulunabilmek için isteyen eşin, karşı taraftan daha ağır kusurlu olmaması gerekir (Türk Medeni Kanunu m.175).

Yoksulluk Kavramı

Yoksulluk nafakasının temel şartı, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olmaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında; kişinin yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, eğitim ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde gelirinin bulunmaması yoksulluk olarak kabul edilmektedir.

Ayrıca Yargıtay 3. Hukuk Dairesi içtihatlarına göre; nafaka talep eden kişinin dul-yetim aylığı alması, emekli maaşı bulunması veya asgari ücretle çalışması tek başına yoksulluğu ortadan kaldırmaz. Değerlendirme yapılırken tarafların sosyal ve ekonomik durumları birlikte dikkate alınır.

Kusur ve Talep Şartı

Tarafların eşit kusurlu olması ya da nafaka yükümlüsünün kusursuz olması, şartlar mevcutsa yoksulluk nafakasına hükmedilmesine engel değildir. Ancak hâkim bu nafakaya kendiliğinden karar veremez; mutlaka talep edilmesi gerekir. Talep, boşanma davası sırasında hüküm kesinleşinceye kadar ileri sürülebilir.

Süre ve Sona Erme Halleri

Yoksulluk nafakası kural olarak süresiz olarak hükmedilir. Ancak:

  • Nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden,

  • Yoksulluğun ortadan kalkması,

  • Nafaka alacaklısının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması,

  • Haysiyetsiz hayat sürmesi

durumlarında mahkeme kararıyla kaldırılabilir (TMK m.176/2).

Dava Açma Süresi ve Yetki

Yoksulluk nafakası, boşanma davası içinde talep edilebileceği gibi, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde ayrı bir dava ile de istenebilir (TMK m.178).

Artış Oranı

Türk Medeni Kanunu m.176/3 uyarınca hâkim, irat şeklinde ödenmesine karar verilen nafakanın ilerleyen yıllarda hangi oranda artırılacağını da hüküm altına alabilir. Uygulamada artış oranı genellikle TÜİK verilerine (örneğin ÜFE oranı), enflasyon göstergelerine veya belirli ekonomik endekslere bağlanmaktadır.

Diğer Hususlar

Evliliğin süresi kısa olsa dahi (hatta bir gün sürmüş olsa bile) şartlar oluşmuşsa yoksulluk nafakasına hükmedilebilir. Maddi veya manevi tazminata hükmedilmiş olması, ayrıca yoksulluk nafakası verilmesine engel değildir. Çünkü her iki kurumun hukuki niteliği farklıdır. Yoksulluk nafakası kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Önceden vazgeçilmiş olması kesin hüküm teşkil etmez; koşulları varsa sonradan dava yoluyla talep edilebilir.

YARDIM NAFAKASI 

Yardım nafakası, yoksulluğa düşecek durumda olan altsoy, üstsoy ve kardeşlerin talebi üzerine hükmedilen bir nafaka türüdür. Bu nafaka, dava tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde bağlanır (Türk Medeni Kanunu m.364).

Yoksulluk Ölçütü

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında; kişinin yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, eğitim ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde gelirinin bulunmaması yoksulluk olarak kabul edilmektedir. Yardım nafakası değerlendirilirken de bu ölçüt esas alınır.

Talep Sırası

Yardım nafakası, miras hukukundaki sıra gözetilerek talep edilir. Buna göre nafaka yükümlülüğü öncelikle altsoya, ardından üstsoya ve daha sonra kardeşlere yöneltilir. Nafaka alacaklısının altsoydan talep imkânı varken kardeşlere başvurması mümkün değildir. Yani yükümlülükte bir öncelik sırası bulunmaktadır.

Tüm sorular
Soru Sor
Soru Detayları
Açık Rıza ve Onaylar
close
Size daha iyi bir alışveriş deneyimi sunabilmek için kişisel veri politikamız doğrultusunda çerezler kullanıyoruz. Daha fazla bilgi için